Işığın Yolu, Nilüfer Devecigil

Yazar : Cuma, Mart 31, 2017



Nilüfer Devecigil'i severim. Emre 3 yaşına kadar gece gündüz uyumayan bir bebekti ve o zamanlar takip ettiğim blogger analar ''Verdim uyku eğitimini, akşam 8'de koyuyorum yatağa, sabah 8'de alıyorum şekerim veya bebeğim 19:00 da uyuyor, o zaman dans renk '' minvalinde paylaşımlar yaptığından hiç huzurum yoktu. Aralıksız 3 saat uyuyamıyor, hiç dinlenemiyor, en zoru da çocuğumu uyutamıyordum. Okumayan,araştırmayan yakınlarım çocuklarını ayağında sallıyor, çayını içip kekini yiyor, bebe de ayağında güzelce uyuyordu. Ben yatak odalarına kapanıyor, emziriyor, kucağımda belim kopasıya gezdiriyor, uyuduktan sonra dalsın diye en az on dakika daha bekliyor, zaten 45 dakika olan uyku süresinin 20-25 dakikasını odada harcamış oluyordum. Acıyan bakışlarla bana bakan insanların
''sen de uyudun sandık'' demelerine ayrıca sinirleniyor, acı acı gülümsüyor, bir bardak çayımı hırsla içiyordum. Emre sadece 20 dakika sonra uyanacak, 3-4 saat daha geçecek ve ben yine o uyutma çilesine katlanacaktım.

Uyku kelimesinden bile nefret ettiğim o dönemde doğal ebeveynlik karşıma çıktı. Emre ile olan durumumuzu değiştirmedi ama beni sakinleştirdi. Bebeklerin yakınlığa duyduğu ihtiyaç, istedikleri sürece emmeleri, gece uyanmalarının normal olduğu gibi pek çok cümle - elbette Emre'nin de büyümesi- o yıllarda epeyce yardımcı oldu bana. Nilüfer hanımın paylaşımları ile o zaman tanışmış ve takibe almıştım. Paylaştığı hemen her şeyi de çok severek ve takdirle okudum. Kitabının çıktığını duyduğumda doğruya doğru merak etsem de biraz adından (Işığın Yolu olmamalıydı bence) , biraz da edebiyatçı olmayanların yazdıklarındaki yavanlıktan alasım gelmedi ama sanki otomatik olarak sepete atıp siparişini verdim.

Okudum, birkaç saatte bitti. 233 sayfa. Şimdi ben Meltem Gürle'nin tanımıyla ''Kurt okuyucu''yum, kitabı hızlıca okurum, beğendi isem yavaş yavaş bir daha okurum. Işığın Yolu kesinlikle bir kere daha okunmayı hak ediyor.

Dünden beri içimde minik ampüller yanıp sönüyor, tıpkı ateş böcekleri gibi. Eşime küsmelerimin, kendimi çekmelerimin, o gelsin diye beklemelerimin en geride yatan sebeplerini görüyorum. Tam olarak adlandıramıyorum, henüz bir düşünce değiller ama bana umut veriyor. Ebeveynimin hayatı keşfetme, duyguları tanıma gibi pek çok karmaşık süreçte ihtiyacım olan rehberliği yapamadığını anlıyorum.

Kitaptaki kahraman Ayşenur isminde genç bir anne. Amerikalı bir adama aşık oluyor ve gerçekte de var olan Boulder isimli harika bir kasabaya taşınıyor kocası ile. Michael ismindeki adamın annesi terapist ve babası ressam. O kadar sevgi dolu, destekleyici, açık ve yargısızlar ki Ayşenur adeta bir psikiyatri alemine inmiş oluyor ve kızının doğumu ile tetiklenen tüm çocukluk travmalarıyla yüzleşmeye başlıyor.

Nilüfer Hanım, bir söyleşide karmaşık psikolojik kuramların daha basit anlatılması için bu kitabı yazdığını söylemişti, sahiden öyle. Bağlanma kuramını anlatıyor Işığın Yolu.

İki eleştirim var, bana illallah dedirtecek kadar çok ''regülasyon'' ve ''regüle etmek'' kelimelerinin kullanılmış olması. Aynı paragrafta bile en az 2-3 kez geçiyor. keşke daha az karşımıza çıksaydı.

Diğeri de Ayşenur kadar şanslı olmayan milyonlarca insanın ne yapacağı sorusu. Para kazanma derdi yok, kocası müthiş romantik, sevgi dolu, sabırlı, kayınvalidesi on terapiste bedel, aynı evde yaşıyor ve çocuğu her fırsatta onlara emanet edip yürüyüşe çıkıyorlar, yaşadıkları kasaba çiçek çocuklarının komünleri gibi, ebeveyn grupları, destek grupları gani, kişi başına birkaç terapist düşüyor, tanışma seansları ücretsiz vb.

Bir de bazı noktalar bana biraz uçuk geldi. Örneğin eve ebe geliyor, bebek henüz 11 aylıkken. Ayşenur ve Michael 11 aylık bebeği aralarına alıyor ve dakikalarca onun doğumunu konuşuyorlar, bebek de o yataktan aşağı inmiyor hatta anlıyor ne konuşulduğunu ve bazı hareketler yapıyor. Sonra da Ayşenur her meme verdiğinde ''Uyumak için emiyorsun, rahatlamak için emiyorsun, acıktığın için emiyorsun'' gibi cümleler kuruyor. Çok anlam veremedim bu kısma.

Bir alıntı ile yazımı bitiriyor ve herkese rahatlıkla tavsiye ediyorum:

''Biz insanlar sevmek için yaratılmışız. Karşındakinin normal regülasyon seviyesinin dışına çıktığını fark ettiğinde sözleri bir kenara bırak. Dokunma, göz  teması, sesinin yumuşaklığı onun normale dönmesine yardımcı olacaktır. ''






Benzer Yazılar

2 yorum

  1. güzel yazı olmuş emeğinize sağlık sizide bloguma beklerim :))

    YanıtlaSil